Icon
HER TÜRLÜ SORUNUZ İÇİN BANA YAZIN szgezgi@gmail.com

17 Mart 2014 Pazartesi

Ruhumuzu Kemiren İş Hayatı



Bugün çok önemli bir konuda yazmak istedim, iş hayatının bize yaptıkları...  “İş” doğrudan mutluluğun ya da mutsuzluğun kaynağıdır. İşini severek yapan birisi; mutludur, tersi; mutsuzdur. Çünkü iş, hayatımızın en önemli kısmını kaplar.

Herkesin kendi üretimini kendi yaptığı dönemi düşünün. Örneğin bir marangozu ele alalım. Masa üretti ve fazla üretimini pazara götürerek, pirinç ve kumaşla değiştirdi. Hem marangoz hem de pirinci satan kişi, bu ürünleri bütünüyle kendileri üretmişlerdir. Kolayca elde edebilirler, ürettikleri “şey”in yabancısı değildir.

Şimdi bir araba fabrikasını düşünelim. Binlerce işçi arabanın sadece bir parçasını takmaktadır. Örneğin A işçisinin tek işi tekerlek vidasını takmaktır. Hiçbir işçinin sonuçta ortaya çıkan arabanın bütününe hakimiyeti yoktur, onu yaratmamıştır, daha da kötüsü o arabayı alamaz. 

Günde 10 saatini fabrikada geçiren işçinin, iş hayatı dışında kendini gerçekleştirecek vakti yoktur, bildiklerini de unutur, doğal güçleri körelir. Böylece makineye ve fabrikaya tabiyeti artar. Oysa insanın kendini gerçekleştirmesinin yolu, yaptığı işi sevmesi, yaratıcı süreçlerine katılması ve işi ile kendini var etmesidir.  

Günümüzde sanayi sektöründen hizmet sektörüne kayış ve yukarıda tanımlanan üretim şeklinin işçiler üzerindeki yabancılaştırıcı etkilerini gören işverenler, işçileri daha hoşnut tutmanın yollarını aramaya başlamıştır. Bunun için yönetim stratejileri geliştirilmiş ve psikolojik-sosyolojik araştırmalar yapılmıştır.

Böylece “İnsan İlişkileri Yönetimi” başlığı altında özetleyebileceğimiz, gelip geçici modalar çıkmıştır. Kişilik testleri, hafta sonu piknikleri, Cuma “happy hour”ları, bowling turnuvaları, “takım ruhu” seminerleri, duvarlardaki kurum kültürünü tanıtan posterler... Aslında yabancılaşma sorununu daha da derinleştiriyor. 

Çoğu kişi yaptığı işi, o işe inanmadan, sadece geçinmek için yapıyor. Yani özgür olacağı alanda tutsak oluyor. Çünkü kişinin en özgür anı, kendini gerçekleştirebildiği işi yaparken içinde bulunduğu andır. İşi ile bütünleşmeyen kişi, özgürlüğü iş “sonrasında” arıyor. Aslında iş sonrası kişinin en ilkel ihtiyaçlarını gidereceği zamanken, en önemli zaman haline geliyor. Bu zamanda da reklamlar ve tüketim çılgınlığı peşimizi bırakmıyor. Sonuç olarak, hiçbir zaman yeterince özgür olamıyoruz.

Peki çözüm yolu ne? Kişisel gelişim kitaplarına bakarsanız “sevdiğiniz işi yapın” deniyor. Peki nasıl?

Sevdiği işi yapma imkanı olmayanlar ne olacak? İki seçenek var, ya kabul edip, iş dışında kendimizi mutlu edeceğiz (hobi). Ya da kabul etmeyip, gerçekten de kendimizi bulabileceğimiz bir iş yapacağız.  

0 yorum:

Yorum Gönder